Tüm Yazılar
·Pair Lingua·Öğrenme Psikolojisi

Neden Yıllarca İngilizce Öğrenip Hâlâ Konuşamıyoruz?

Bir sorunun anatomisi: Dilbilim, psikoloji ve öğretim yöntemleri perspektifinden

Türkiye'de ortalama bir öğrenci, ilkokul dördüncü sınıfından itibaren en az sekiz yıl boyunca okullarda İngilizce dersi alır. Buna lise ve üniversite yılları eklendiğinde bu süre on iki ila on dört yıla ulaşabilir. Peki iş konuşmaya geldiğinde neden pek çoğumuz "I don't speak English" demek durumunda kalırız? Bu paradoks, yalnızca Türkiye'ye özgü değildir; dünya genelinde pek çok ülkedeki dil eğitimcilerinin üzerinde durduğu ortak bir sorundur. Ancak çözümü anlamak için önce sorunun köküne inmek gerekmektedir.

1. Öğretim Yönteminin Gölgesinde: Dilbilgisi-Çeviri Tuzağı

Türkiye'deki İngilizce eğitiminin temel sorunlarından biri, onlarca yıldır hâkim olan Dilbilgisi-Çeviri Yöntemi'dir (Grammar-Translation Method). Bu yöntem; öğrencilere dil kurallarını öğretmeye, metinleri ana dile çevirmeye ve kelime ezberine odaklanır.¹ Ne var ki bu yaklaşım, dilin en temel işlevini — yani insanlar arasında anlık iletişim kurmayı — büyük ölçüde görmezden gelir. Dilbilgisini kâğıt üzerinde mükemmel bilen bir öğrenci, karşısındaki İngilizce konuşan birini gördüğünde tam anlamıyla felç olabilir; zira kuralları bilmek ile onları anlık olarak kullanabilmek arasında derin bir uçurum vardır.

Bunu bir araba kullanmaya benzetebiliriz: Trafiği teorik olarak öğrenmek ile aracı gerçek yolda sürmek arasındaki farkı kimse inkâr edemez. Dil öğrenmede de sınıf içi ezber ve çeviri egzersizleri, canlı ve anlık bir konuşmanın gerektirdiği refleksleri kazandırmaz.

2. Edinim mi, Öğrenme mi? Krashen'ın Uyarısı

Ünlü dilbilimci Stephen Krashen, 1982 yılında ortaya koyduğu "Edinim-Öğrenme Hipotezi" ile bu konuya çarpıcı bir açıklama getirmiştir. Krashen'a göre "edinim" (acquisition) ve "öğrenme" (learning) birbirinden farklı süreçlerdir.² Edinim, tıpkı bir çocuğun ana dilini doğal ve bilinçsiz bir şekilde kazandığı gibi, dili organik ortamlarda içselleştirme sürecidir. Öğrenme ise kuralları bilinçli olarak akılda tutma ve uygulama çabasıdır.

Krashen'a göre gerçek iletişim becerisi yalnızca edinim yoluyla gelişir. Kuralları öğrenmek konuşmayı kolaylaştırmaz; aksine kimi zaman konuşmacıyı daha da yavaşlatır. Çünkü konuşurken "şimdiki zaman mı, geçmiş zaman mı?" diye içsel bir denetim mekanizmasını işletmeye çalışmak akıcılığı engeller.³

Türk öğrencilerinin büyük çoğunluğu yıllarca "öğrenme" ortamında bulunmuş, ancak "edinim" ortamına hiç girmemiştir. Dizi izlemek, şarkı dinlemek, bir İngilizce konuşanla samimi sohbet etmek gibi doğal girdi deneyimlerinden yoksun kalmak bu açığın temel nedenidir.

3. Sınıftaki Görünmez Engel: Yabancı Dil Kaygısı

Kaygı, dil öğreniminin en az konuşulan ama en güçlü engellerinden biridir. Horwitz ve arkadaşlarının (1986) yürüttüğü öncü araştırmalar, yabancı dil sınıflarında öğrencilerin yaşadığı kaygının (Foreign Language Classroom Anxiety) performanslarını doğrudan ve olumsuz etkilediğini ortaya koymuştur.⁴

Bu durum, Krashen'ın "Affektif Filtre Hipotezi" ile de açıklanmaktadır. Öğrenci; kaygı, utanma veya düşük özgüven hissettikçe zihinsel bir bariyer oluşur ve dil girdisi beyinde işlenemez hâle gelir.⁵ Pek çok öğrenci, öğretmeninin ya da sınıf arkadaşlarının önünde hata yapmaktan çekinir. Bu çekingenlik zamanla kronik bir sessizliğe dönüşür.

Buradaki trajedi şudur: Konuşmaktan korkan öğrenci konuşmaz; konuşmayan öğrenci gelişmez; gelişmeyen öğrenci daha da korkar. Bu kısır döngü kırılmadan gerçek bir ilerleme mümkün değildir.

4. Anlamlı Çıktı Eksikliği: Swain'in Hipotezi

Dil öğrencisinin yeterli miktarda "girdi" (input) aldığı varsayılsa bile bu tek başına yetmez. Dilbilimci Merrill Swain'in Çıktı Hipotezi (Output Hypothesis), öğrencinin dili kendisinin üretmesinin — yani konuşup yazmasının — öğrenme sürecinin ayrılmaz bir parçası olduğunu ileri sürer.⁶

Ne var ki pek çok Türk sınıfında öğrenciler ağırlıklı olarak sınav odaklı görevlerle meşgul edilir: Boşluk doldurma, doğru-yanlış, çoktan seçmeli sorular. Bunlar ölçülmesi ve puanlanması kolay görevlerdir; ancak gerçek bir konuşma pratiği sunmazlar. Öğrenci, sınıftan çıktığında İngilizce ifade etmek istediği bir şey olduğunda bunu dile getirecek otomatik ve akıcı mekanizmayı geliştirmemiş olur.

5. İletişimsel Yetkinlik: Asıl Hedef Nedir?

Dell Hymes (1972), salt dilbilgisel yeterliliğin ötesine geçen "iletişimsel yetkinlik" (communicative competence) kavramını dil bilimine kazandırmıştır.⁷ Hymes'e göre bir dili gerçekten bilmek; o dili ne zaman, nerede, kiminle ve hangi bağlamda kullanacağını da bilmektir. Cümle yapısını doğru kurmak gereklidir, ama bu yalnız başına yeterli değildir.

Geleneksel sınıf eğitimi çoğunlukla dilbilgisel doğrulukla sınırlı kalır ve sosyal ile kültürel iletişim boyutunu göz ardı eder.⁸ Oysa günlük hayatta bir İngilizce konuşanla karşılaştığımızda gereken şey formel bir cümle kalıbı değil, duruma uygun, doğal ve akıcı bir tepkidir.

6. Peki Çözüm Nedir?

Araştırmalar, iletişim odaklı öğretim yaklaşımlarının (Communicative Language Teaching) daha etkili konuşma becerileri geliştirdiğini tutarlı biçimde ortaya koymaktadır.⁹ Bu yaklaşım şu unsurları ön plana çıkarır:

  • Gerçek yaşam senaryolarıyla pratik yapmak (rol yapma, tartışma, sunum)
  • Hataları düzeltmekten çok akıcılığı teşvik etmek
  • Anlayarak dinleme ve okuma alışkanlığı kazandırmak (podcast, dizi, makale)
  • Düşük kaygı yaratan, güvenli ve destekleyici bir öğrenme ortamı oluşturmak
  • Sınıf dışında İngilizce kullanmayı teşvik etmek (kalem arkadaşı, dil takası, çevrimiçi topluluklar)

Sonuç

Yıllarca İngilizce öğrenip hâlâ konuşamamanın nedeni ne yetersiz zekâ ne de bireysel başarısızlıktır. Sorun büyük ölçüde sistemiktir: Yanlış yöntemler, kaygı yaratan ortamlar ve pratiksiz müfredatlar. İyi haber şudur ki bu engeller aşılabilir — bunun için gereken tek şey, doğru yaklaşımla doğru ortamda ve bir parça da cesaretle başlamaktır.


Kaynakça

  1. Richards, J. C. & Rodgers, T. S. (2001). Approaches and Methods in Language Teaching (2. baskı). Cambridge: Cambridge University Press, s. 5–9.
  2. Krashen, S. D. (1982). Principles and Practice in Second Language Acquisition. Oxford: Pergamon Press, s. 10.
  3. Krashen, S. D. (1982). a.g.e., s. 15–16.
  4. Horwitz, E. K., Horwitz, M. B. & Cope, J. (1986). "Foreign Language Classroom Anxiety". The Modern Language Journal, 70(2), s. 125–132.
  5. Krashen, S. D. (1982). a.g.e., s. 30–32.
  6. Swain, M. (1985). "Communicative competence: Some roles of comprehensible input and comprehensible output in its development". S. Gass & C. Madden (Ed.), Input in Second Language Acquisition içinde. Rowley, MA: Newbury House, s. 235–253.
  7. Hymes, D. (1972). "On communicative competence". J. Pride & J. Holmes (Ed.), Sociolinguistics içinde. Harmondsworth: Penguin, s. 269–293.
  8. Nation, I. S. P. & Newton, J. (2009). Teaching ESL/EFL Listening and Speaking. New York: Routledge, s. 1–3.
  9. Ellis, R. (1994). The Study of Second Language Acquisition. Oxford: Oxford University Press, s. 632–634.